Safra Kesesi

Safra Kesesi

Bölge halkının safrası taş ocağı gibi…

Gelişen modern cerrahi  ve görüntüleme yöntemleriyle, Karadeniz bölgesinde oldukça sık rastlanan Safra kesesi taşı ameliyatları  artık daha güvenli ve etkin bir şekilde yapılabiliyor.
Samsun Atasam Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Salih Zeki PİŞKİN konuyla ilgili yaptığı açıklamada Safra kesesi taşları özellikle ülkemizde sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olduğunu bildirdi. Dr. Salih Zeki PİŞKİN;  “Dünya genelinde bir insanın hayatı boyunca safra kesesi taşı oluşturma olasılığı yüzde 11 olarak ifade ediliyor.  Ülkemizde bu oranın daha yüksek olduğu ve özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yüzde 25’lara çıktığı gözleniyor. Bu bölgedeki genetik faktörler, yöresel gıdalar(turşular, salamuralar..vs), sıvı alımının az olması hastalığın sık görülmesinin ana nedenleri olarak gösteriliyor. Tabiri caizse Karadeniz insanının safrası taş ocağı gibi işliyor. Obezite, gebelik, Crohn hastalığı gibi durumlar taş gelişimini artırıyor. Safra kesesi taşlarının hepsi aynı tip değil. Pigment taşları veya kolesterol taşları olabiliyor. Ve bunlar bazen sorun oluşturuyor. Bu taşlar gün geçtikçe büyüyor. Üzerindeki çökeltiler ya da safranın içinde katı hale geçiş artıyor. Küçük halde başlıyor, zaman içerisinde gittikçe büyüyor. Bazen de bir tane büyük değil, birkaç parça halinde oluyor. Hatta küçük küçük yüzlerce taş bile oluşabiliyor” dedi.
Safra kesesi taşlarıyla böbrek taşları arasında benzerlik kurmanın yanlış olduğunu belirten Dr. Salih Zeki PİŞKİN, şunları ekledi "Böbrek taşında olduğu gibi ol su içerek, ip atlayarak safra taşı düşürülemez. Aksine biz safra kesesi taşlarının düşmesini istemiyoruz. Çünkü bu taşların düşmesi oldukça riskli. Safra kesesi taşlarının, safra kesesinden ana safra kanalına düşmesi halinde bu kanalı tıkayabiliyor, tıkadıkları zaman da sorun çıkabiliyor”. Dr. Pişkin; herhangi bir tıkanıklık ya da ağrıya yol açmasa bile sindirim sistemine verdikleri zarar nedeniyle ciddi ve potansiyel bir risk olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi; “Bu yüzden belirti vermeye başladığı zaman mutlaka o safra kesesi taşına yönelik tedavi uygulamak lazım. Cerrahi girişimden başka seçeneğimizde maalesef yok”. 

Safra kesesi taşlarının yaklaşık %10 kadarının belirtti vermeyen ‘sessiz taş’ olduğunu bildiren Dr. Pişkin sözlerine şöyle devam etti; “Kendini gösterenlerde en çarpıcı belirti ağrıdır. Ağrı karnın sağ üst tarafı ve orta hatta olmaktadır. Genellikle ani başlar ve sıklıkla yemek sonrası ortaya çıkar. Şişkinlik, hazımsızlık, geğirme dışında sıklıkla bulantı ve kusma olur. Bu yakınmalar kendi kendine yada ilaç tedavisi ile hafifler hatta geçebilir. Ama ataklar şeklinde devam eder. Hastalar genellikle bu şikayetlerin mideye ait rahatsızlıktan olduğunu zannederler. Ağrının süresi 24 saati geçerse ‘akut kolesistit’ denilen iltihaplı bir durumun oluştuğunu düşünmek gerekir. Bu durumda safra kanallarının tıkanması, karaciğer çalışmasının bozulması, sarılık gibi oldukça ağır ve hastanede yatarak tedavi görülmesi gerektiren tablo oluşturabilir. Bu tablo %95 safra kesesi taşına ve enfeksiyona bağlı olabileceği gibi safra yollarının yaşla veya tümörle tıkanması durumlarında olabilir. Yapılacak muayene, laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleriyle ayırıcı tanı yapılarak gerçek neden ortaya konur.
Karnın sağ üst tarafında hafif, orta veya şiddetli ağrılarda, şişkinlik, hazımsızlık, geğirme gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarında, iştahsızlık, bulantı ve kusma gibi yakınmalarda ve bu yakınmaların yemekle ilgili olduğu durumlarda en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir. Teşhisin saptanması ile tedavi en doğru şekilde uygulanmalıdır” dedi.

Safra kesesi taşlarında tedavi;
Safra kesesi taşının tek tedavi yöntemi taşın olduğu safra kesesinin ameliyatla çıkarılması olduğunu vurgulayan Dr. Pişkin; “Geçmişte ilaçla eritilmesi, böbrek taşlarına benzer bir takım aletlerle taşların kırılması gibi yöntemlerle tedavi edilmesi denenmiş. Ama bunların işe yaramadığı anlaşılmış. Çünkü sorun oradaki taşların yok edilmesi değil. Eğer ana mekanizma ortadan kaldırılmazsa taşlar yeniden oluşur. Örneğin, ilaç tedavisiyle taşları eritebilirsiniz –ki bu zahmetli bir yöntemdir- ama birkaç hafta sonra aynı yerde yeniden taş oluşur. Taşları kırdığınız zaman da aynı şey geçerlidir. Hatta kırılan taşlar daha büyük sorunlara yol açtığı için artık hiç uygulanmıyor. Onun için bu taşların ana safra kanallarında değil de, durağan safranın bulunduğu safra kesesinde ortaya çıktığını düşünürsek tedavi, taşların oluştuğu yeri ortadan kaldırmak olmalıdır. Ek bir sorun varsa, örneğin taş, ana safra kanalının alt ucunu tıkadıysa o zaman tabii ki ek başka tedaviler de uygulamak gerekiyor” dedi. 
Teknolojinin gelişmesine paralel, tıp alanında bulunan son yöntemlerle Safra kesesi ameliyatlarında eskiye nazaran daha basit geçtiğini belirten Dr. Pişkin; “Safra kesesinde rahatsızlığa yol açan taşları açık ve kapalı cerrahi yöntemle almaktayız. Kişinin safra kesesi taşından başka bir rahatsızlığı yoksa kapalı ameliyat için 1 gün, açık ameliyat için 2 gün hastanede kalması yeterlidir. Hastalar arası farklılık olmakla beraber kapalı ameliyatta bazen 3. gün, bazen bir hafta sonra, açık ameliyatta ise 15-18 gün sonra kişi işe dönebilir” dedi.